Mümin için uğrunda çaba harcanacak asıl hedef, ahiret hayatıdır. Dolayısıyla müminin dünyadaki tüm hazırlığı, ahiretteki hayatını en mükemmel şekilde kazanmak içindir. Kesin bir bilgi ile iman etmek, konu ahiret olduğunda oldukça önem kazanmaktadır. İnsanların bir kısmı, kendilerini bekleyen kesin gerçekten, Kuran ayetlerindeki detaylı açıklamalara ve kendilerinin de şahit oldukları sayısız delile rağmen, sürekli kuşku içinde yaşamaktadırlar. Bu kuşkunun nedeni, Kuran ayetlerinden okudukları ahiret gerçeğini, dünya hırsları sebebiyle düşünmek istememeleridir. Nitekim ahirete kesin bir biçimde inanan bir insan, ahiretin yanında dünyanın, gözde büyütülecek bir değerinin olmadığını anlamış ve dünyanın aldatıcı süslerinden yüz çevirmiştir. Münafıklar için ise, ‘dünya’ en değerli kavramdır. Bu sebeple, ahirete karşı kendilerini bile bile körleştirirler. Ayette onların bu durumları şöyle haber verilir:

Hayır, onların ahiret konusundaki bilgileri ard arda toplanıp pekiştirildi, hayır, onlar bundan bir kuşku içindedirler; hayır, onlar bundan yana kördürler (Neml Suresi, 66)

Ahiretten yana kuşkuda olmalarının en büyük nedeni, imanlarındaki zayıflık ve nefislerindeki dünya hırsıdır. Ahireti düşünmedikleri, daha doğrusu düşünmek istemedikleri için onun yakınlığını kavrayamazlar. Hesaba çekilmek Kuran’da “doğrusu onlar, hesaba çekileceklerini ummuyorlardı” (NebeSuresi, 27) ayetinde de bildirildiği gibi kendileri için hiç beklemedikleri bir durumdur. Nefislerine hakim olan müstağniyet de bu önemli ve hayati konuda kendisini göstermektedir.

Elbette ki bunun nedeni, ahiretin varlığını hiçbir şekilde bilmemeleri değildir. Onlar yalnızca hesap gününü, ahireti ve cehennemi zihinlerinde canlandırmak istememektedirler. Bu büyük gerçekleri düşünmeyip, bile bile dünyanın aldatıcılığına kanarlar. Düşünmemekle de kendilerini oldukça kazançlı görürler. Fakat onlar kendilerini karda saysalar da, aslında ebedi cenneti kaybetmektedirler.

Dünya Hayatına Tutkuyla Bağlıdırlar

Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve ‘(eğlence türünden) tutkulu bir oyalanmadır’. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi. (Ankebut Suresi, 64)

Kuran’da Allah’ın insanlara bildirdiğine göre, dünya sadece geçici bir yurt olarak yaratılmıştır. Asıl yurt ahiret yurdudur; asıl hayat da orada yaşanacaktır. Ayrıca bu gerçek hayat, 60-70 sene gibi kısa bir süreyle de sınırlanmayacak, insanlar sonsuz süreyle orada kalacaklardır.

Bu çok büyük bir gerçektir. Her insanın bu gerçeği mutlaka göz önünde bulundurması ve ölümden sonra gideceği asıl yurt için dünyadayken hazırlık yapması şarttır. Ancak insanların büyük çoğunluğu bu gerçekten habersizdir. Daha doğrusu bu olayı düşünmeye karşı istekleri yoktur. Onlar dünya hayatını yaşamak isterler. Bunu zedeleyecek herhangi bir fikre yanaşmazlar. Ahiretin varlığı ise dünyaya yönelik bağımlılıklarına darbe vurmaktadır. Bunu kabullenmek istemedikleri için, bu düşünceden mümkün olduğunca uzak kalmayı tercih ederler. Yaşamları boyunca kaçmaya çalıştıkları gerçek bilgiyi yok kabul ederler. Kendi akıllarınca yapmaları gerekenleri yapmamanın bir yoludur bu.

Dünya hayatına bu kadar bağlanmış olmalarının nedeni, ölümü düşünmemeleridir. Bu nedenle ölüm konusu açıldığında hemen konuyu kapatmaya çalışırlar. Çünkü ölüm sahip oldukları herşeyi, bedenlerini, mallarını, paralarını, güzelliklerini, makam ve mevkilerini alıp götürecektir.

Oysa -ne kadar kaçsalar da- ölüm çok büyük bir gerçektir. Her insan Allah’ın dilemesiyle doğar, O’nun belirlediği bir kader üzerine yaşar ve yine O’nun belirlediği kaderle, belli bir süre sonra ölür. Akl-ı selim her insan bunu açık bir şuurla düşünmeli ve bu noktada kendisine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Bu sorumluluk kısa ve geçici olan dünya hayatına bağlanmamak ve Allah’ın sınırlarına göre yaşamaktır.

Ancak kalpleri katılaşmış olan münafıklara yaşam, oldukça renkli ve hareketli gelir. Aslında bunun nedeni -imtihanın gereği olarak- dünya hayatının süslü kılınması, inkarcıların da bu süse aldanmalarıdır. İman sahibi kişiler ise bu süsün aldatıcı olduğunu ve dünya hayatının göz açıp kapayıncaya kadar hızla akıp gideceğini kavramışlardır.

Münafıklar, bu gerçekten kaçmaktadırlar. Dünyaya bağlılıkları öyle şiddetlidir ki, bu uğurda ‘çok iyi bildikleri halde’ ahiret gerçeğini görmemezlikten gelirler. Oysa Kuran’ı okuyan, olayların asıl yönlerini öğrenen bu kişiler, elbette ki dünyanın gerçek yüzünü de bilmektedirler. Buna rağmen Kuran’da, “onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler…” (İbrahim Suresi, 3) ayetinde de bildirildiği gibi dünya hayatından asla vazgeçemezler.

Dünya sevgisi onları adeta büyülemiş, gerçekleri kavrayamaz hale getirmiştir. Dolayısıyla münafıklar -hiç ölmeyeceklermiş gibi- dünyevi hesaplar yaparlar. Sonu gelmeyen planları vardır. Müslümanlara karşı kurdukları sinsi planlar da, bu dünyevi hesapların kapsamındadır. Yapmadıkları tek şey, öldükten sonra yaşayacakları sonsuz hayatları için çaba harcamaktır. Oysa dünya hayatının süsüne aldanarak ahireti unutmaları, kendilerine hiçbir yarar sağlamaz. Aksine onları çok zor, sıkıntılı, aşağılanma ve azap dolu korkunç bir yaşam beklemektedir.

Ölüm, kıyamet, ahiret, cennet, cehennem gibi son derece önemli olan konuları düşünmemelerinin kendilerince belli sebepleri vardır. Ancak en temel sebep müstağniyetleridir. Yaşam, kendilerine hiç bitmeyecek gibi uzun gelmekte, ahirette ise, eğer giderlerse en güzelini hak edeceklerini düşünmektedirler. Kehf Suresi’nde haber verilen bağ sahiplerinin kıssası bu konuya bir örnektir:

Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): “Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum” dedi. “Kıyamet-saati’nin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbime döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım.”(Kehf Suresi, 35-36)

Onları din ahlakını yaşamaktan, yalnızca Allah’a yönelmekten ve O’nun cennetini kazanmak için O’nun isteklerine göre bir hayat sürmekten alıkoyan ana sebepler, heva ve hevesleri, yani tutkularıdır. Ancak tüm tutkuların ortak özelliği, kişiyi Yüce Allah’tan ve O’nun yolundan uzaklaştırmalarıdır. Burada önemli bir nokta, dünyevi tutkularının onları er ya da geç ortada bırakacağıdır. Ölüm geldiğinde, gözlerinde büyüttükleri değerlerin hiçbiri kendilerine yardımcı olamayacaktır. Sayılanların tümünü dünyada bırakıp, yapayalnız bir şekilde Allah’ın huzuruna gideceklerdir.

Dünya Hayatının Geçici Olduğunu Anlamazlar

Size verilen herşey yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de akıllanmayacak mısınız? (Kasas Suresi, 60)

Münafıklar Kuran’ı bilmektedirler. Kuran ayetlerinden dünyanın kısa bir aldanıştan ibaret olduğunu, asıl hayatın ahiretteki sonsuz hayat olduğunu, orada kazananın da, kaybedenin de olacağını ve kazananlardan olmak için Allah’ın kitabına göre yaşamaları gerektiğini bilmektedirler. Fakat bütün bunlara rağmen, onlar dünyayı tercih ederler.

Peki münafıklar kendileri için “kazanç” olacak yoldan neden yüz çevirmektedirler? Neden sonu “ateş” olan bir yolu tercih etmektedirler? Münafıkların bu ruh haliyle ilgili soruların cevabı Kuran’da şöyle haber verilmektedir:

Dediler ki: “(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi “kesintisi olmayan zaman’ (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor.” Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar. (Casiye Suresi, 24)

Bu tavırlarının bir sebebi, kendilerini ahiretten müstağni görmeleridir. Yukarıda bahsettiğimiz gibi varlığına tam olarak inanmadıkları ahiretin, var olsa bile kendileri için güzel bir son olacağı zannı ile hareket ederler. Şüphesiz bu onların akılsızlığının önemli bir göstergesidir. Dolayısıyla kalplerini dünyevi tutkulara kapılmaktan alıkoymazlar. Dışarıdan bakıldığında iman ediyor gözükseler de, kalplerinde hep dünyevi menfaatler ile beraberdirler. Bu nedenle, gözlerini dünya sevgisi bürümüş, kalplerine dünya tutkusu sinmiştir. Dünya hayatının kısa ve geçici olduğu gerçeği münafıklara son derece boş ve anlamsız gelir. Ölümcül bir hastalığın bütün vücudu sarması gibi, dünyevi tutkular da onları sarmıştır.

Dünya Güzelliklerini Yok Ederler

İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara şöyle denilir): “Siz dünya hayatınızda bütün güzellikleriniz ve zevklerinizi tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp zevk sürdünüz…(Ahkaf Suresi, 20)

Sadece dünya hayatına yönelik olarak yaşamalarına rağmen bu kişiler hiçbir zaman mutlu olamaz ve dünyanın nimetlerinden tam olarak faydalanamazlar. Dünyanın nimetlerini görüp takdir edebilmek için Allah’a gönülden yönelmek gerekmektedir. Kendisi’ne gönülden yönelen samimi kullarına Allah, heybetlerinin, güzelliklerinin, sağlıklarının, akıl kapasitelerinin, bereketlerinin ve başarılarının artması gibi, pek çok nimetle karşılık verir. Hakiki ruh ve fizik güzelliği ancak mümine mahsustur. Müminin dünyaya yönelik bir beklentisi yoktur ama buna rağmen, dünyada da hep güzelliklerle muhatap olmaktadır.

Allah’ın ayetlerini bile bile inkar eden, onlara karşı gelen münafıklar için ise, sayılan nimetlerin giderek azalması, kaybolması söz konusudur. Ve bunu kendi elleriyle yapmışlardır; fırsatları varken yüz çevirmişler, bir bakıma “isteyerek” üzerlerindeki nimetleri kendilerinden uzaklaştırmışlardır. Tüm menfaatleri dünyaya yöneliktir. Oysa dünyadaki rahatı, huzuru ve nimetleri de Allah’ın verdiğinin farkında değildirler. Beklentileri dünyadandır ama Allah dilemedikçe dünyaya yönelik bir kazançları da olmayacaktır. Güzelliği haketmeyen bu kişilere Allah, kalpten bağlı oldukları dünyada bir güzellik vermeyecektir.

Kendilerine verilmiş olan birtakım dünyevi nimetleri de kendi düşük akıllarınca hak ettiklerini düşünmektedirler. Bunlar kendileri için bir üstünlük unsuru halindedir. Oysa kendilerine verilen dünyevi değerler tek bir amaç içindir. Bir ayette bu durum şöyle bildirilmektedir:

Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azablandırmak ve canlarının inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)

Dünya hayatı hiç de kendi düşündükleri gibi bir refah ve rahatlık ortamı değildir. Allah, Kendi dinine açıkça savaş açmış olan bu insanlara, uğruna yaşadıkları dünyada rahatlık ve huzur da vermeyecektir. Tek beklentileri dünyadır, burada çabalamakta ve uğraşıp didinmektedirler, ama kazandıkları tamamen boşa gitmiştir. Bunu da Allah bizlere, şu ayet aracılığıyla duyurur:

Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar.(Kehf Suresi, 104)

Din Gününü Unuturlar

Kıyamet günü, dünya tarihinin sona ereceği dehşet dolu bir gündür. Ayetlerde bildirildiği gibi, Güneş körelecek, yıldızlar bulanıklaşıp dökülecek, denizler tutuşturulacak, gökyüzü çatlayıp yarılacak, bütün insanlar yattıkları yerden kaldırılacaktır. Kuran’da, o günün korkusu ile çocukların saçlarının ağaracağından, gebe kadınların çocuklarını düşüreceğinden bahsedilmektedir. Kıyamet saatinin ardından insanları din günü, yani hesap günü beklemektedir. Müminler kıyamet gününün meydana getireceği dehşetten korkarlar ve din gününde hesaba çekildiklerinde küçük düşmemeyi, hesaplarını kısa sürede verip cennete girmeyi umut ederler.

Münafık da kıyamet gününün varlığını ve özelliklerini bilmektedir. Çünkü Kuran’ı okumaktadır. Kuran’da yapılan tariflerle o günün dehşetli bir gün olacağı kendisine anlatılmıştır. Ancak, münafığın en belirgin özelliği, oldukça açık olan Kuran ayetlerine ve edindiği bu kadar bilgiye rağmen, ahirete karşı halen şüphe içinde olmasıdır. Dolayısıyla hayatını bu büyük doğruya göre planlamaz. Hatta unutmaya çalıştığı bu gerçeği, bir an olsun “açık bir şuurla” düşünmez bile…

Hayır, onlar kıyamet-saatini yalanladılar; Biz kıyamet saatini yalan sayanlara çılgınca yanan bir ateş hazırladık.(Furkan Suresi, 11)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here