Kötülüğün kaynağı olan Deccaliyetin karşısında, iyiliğin savunucusu olan Mehdiyet’e dayalı bir ‘güç ittifakı’ vardır. Hz. İsa (as) ve arkadaşları, Hz. Mehdi (as)ve talebeleri ve Hz. Hızır (as), yaptıkları ayrı ayrı faaliyetlerle ‘Deccaliyete karşı’, ‘haktan yana bir mücadele’ verirler. Deccaliyet de aynı şekilde, Mehdiyet’e karşı yürüttüğü şeytani mücadelesinde bazı gruplarla ittifak eder. Deccaliyetin bu kirli ittifakının başında ‘şeytan’ yer alır. O devrin Deccalini yöneten ve yönlendiren, bu Deccali hareketin başında bulunan, lider konumundaki varlık ‘şeytan’dır. Deccaliyet, fikir sisteminin tüm talimatlarını ve eylemleri için gereken tüm emirleri şeytandan alır.

Deccaliyetin başında ise mutlaka ‘lider konumunda bir kişi’ vardır. Bu şahıs her dönemde değişir ve biri öldüğünde yerine bir başkası geçer. Bu kişi, aynı zamanda da ‘şeytan ile bağlantıyı kuran kimse’ dir ve şeytandan doğrudan talimat alır. Şeytan, ona ne yapması gerektiği konusunda yol gösterir. ‘Dinsiz ideolojilerin ve sapkın fikri akımların oluşturulmasında, bir yerde zulüm yapılması kararı verilmesinde, bir bölgede savaş çıkartılmasında, bir yerin bombalanmasında, toplu katliamlar yapılıp cinayetler işlenmesinde’ şeytan hep bu kişiye doğrudan talimat verir.

Bütün bu Deccaller, aynı zamanda da ‘akıl hastaları’ ve ‘dünyanın en büyük seri katilleri’ dir. Şeytan, dünya derin devletlerinin başında bulunan bu şahıslara, “Şurada yaşayan bütün insanları, bütün çocukları öldüreceksin” gibi emirler ilham ederek onları bu yönde yönlendirir. Bu şahıslar da, tıpkı ‘akıl hastalarında ve seri katillerde olduğu gibi’, şeytandan aldıkları bu ‘katliam emirlerini’ yerine getirirler. Örneğin şu an Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Afganistan’da ve dünyanın daha birçok yerinde, derin devletlerin seri katillerinin emirleriyle bu tarzda seri cinayetler işlenmekte; oluk oluk Müslüman kanı akıtılmaktadır. İşte tüm bunlar; bütün bu katliamlar, doğrudan şeytanın emriyle ve Deccaliyetin uygulamasıyla gerçekleştirilen eylemlerdir. Şeytan, derin devletleri yöneten Deccallere, “İslam’ı yeryüzünden kaldıracaksın, Mehdiliğinden şüphelendiğin herkesin üstüne gideceksin, kan dökeceksin” gibi talimatlar vererek bu dehşet ortamını hazırlamaktadır.

Hz. Musa (as) döneminde, Firavun da şeytandan aldığı benzer bir emri yerine getirmiştir. O dönemde, ‘belirli bir süre içinde doğan çocuklardan birinin dönemin Mehdi’si olacağı ‘ ihtimalinden bahsedildiği için, Firavun Mısır’daki tüm erkek çocuklarının öldürülmesi emrini vermiş ve hepsini şehit etmiştir.

Şeytanın, tüm bu yönlendirmeleriyle amaçladığı ise, kendince bütün insanların da kendisi gibi olduğunu göstermektir. Hedefi, ‘insanlar hakkındaki teşhisinin’ Allah’ın sözünden daha doğru olduğunu ispatlamayı başarabilmektir (Allah’ı tenzih ederiz). Ancak elbette ki, Allah’ın Kuran’da da bildirdiği gibi, şeytan bu sözünde haksız çıkacak ve samimi Müslümanlara etki edemeyecektir.

Şeytan, cinayet işlemeye ve her türlü sapkınlığa bağımlı, akılsız, züppe, isyankar, tartışmacı ve manyak ruhlu bir mahluktur. Firavunlar, Nemrutlar ve Deccaller de onun emirleri doğrultusunda hareket ettikleri için, ‘onlar da şeytan ile aynı anormal karakteri’ gösterirler. Dolayısıyla tüm Deccaller de, aynı şeytan gibi, ‘şizofren bir ruha sahiptirler’.

Deccal ve diğer derin devlet üyeleri, karanlık işlerini yürüttükleri merkezlerinde, şeytandan aldıkları talimatlar doğrultusunda ‘nerede cinayet işlenecek, nerede savaş çıkarılacak, hangi ülke yıkılacak’, her birini tek tek planlayıp uygulamaya başlarlar.

Dünya derin devletlerinin, şeytandan aldıkları talimatları uygulama planları yaptıkları bu toplantılara Hz. Hızır (as) da gizlice katılır. Hz. Hızır (as) bu şeytani yapılanmaya karşı Hz. Mehdi (as)’ın safında yer alır. Mehdiyet’e destek sağlayacak bilgileri toplamak amacıyla bu toplantılarda bulunur ve Hz. Mehdi (as)’a yardım eder.

Dünya çapında insanları helaka sürükleyen, birbirlerine düşüren, savaş ve çatışmaları körükleyen Marksizm, faşizm gibi tüm dinsiz ideolojilerin ortaya atılması gibi faaliyetler de, yine hep şeytanın yönetimindeki bu inkarcı kadrosuyla gerçekleştirilir. Bunun sonucunda da dünya çapında büyük felaketler, korkunç katliamlar organize edilir, sel gibi insan kanı akıtılır. İşte tüm bunlar, bu şeytani yapılanmanın sinsi planlarının birer sonucudur.

Derin dünya devletlerinin başındaki Deccaller, tarihin her döneminde aynı planı uygulamaya geçirmeye çalışırlar. Bu ise, tüm bunların tek bir merkezden yönetildiğini açıkça ortaya koyar. Tarihteki tüm derin devletler, blok olarak hep şeytanın emrindedir. Şeytan tek bir merkezden hepsini, aynı amaç doğrultusunda toplu olarak yönlendirmektedir. Tarihin başlangıcından bu yana uygulanan aynı plan, bugün de hala aynı merkezden idare edilmektedir. Müslüman dünyasını ve özellikle de Hz. Mehdi (as)’ın çıkış yeri olan Türkiye’yi bölüp parçalamayı ve dünyaya egemen olmayı amaçlayan bu planın uygulayıcısı da yine ‘şeytan’dır.

Ne var ki aleyhte organize edilen tüm bu planlar ve organizasyonlar, en sonunda Hz. Mehdi (as)’ın çıkmasına vesile olur. Çünkü şeytan şeytanlığını yaptığında, -istese de istemese de- Hz. Mehdi (as)’a hizmet etmiş olur. Derin devletler de -isteseler istemeseler de-, aleyhte yaptıkları her eyleme rağmen, Hz. Mehdi (as)’a hizmet etmiş olurlar.

Allah Hz. Mehdi (as)’ı, dünyadaki zulmü, acı ve sıkıntıları ortadan kaldıracak bir ‘kurtarıcı’ olarak görevlendirmiştir. Dolayısıyla Deccaliyetin neden olduğu bu dinsizlik, inkar ve zulüm ortamı, Hz. Mehdi (as)’ın gelişini hızlandırmaktadır. Deccaliyetin faaliyetleri, Hz. Mehdi (as)’ın çıkışına vesile olacak ve Hz. Mehdi (as), Deccaliyet’in yaptığı tahribatı kökten temizleyerek tüm dünyada samimi imanı, güzel ahlakı, huzur ve mutluluğu hakim kılacaktır. Ve işte yaşanacak bu güzel sonuç, ‘tüm gücün Allah’ta olduğunu; şeytanın ve kirli yapılanmasının eninde sonunda yıkılıp yok olmaya mahkum olduğunu’ tüm insanların anlamasına vesile olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here